“Dikiş tutmaz
yamalarla dolmuşken
üstün başın
Aynı yerden
kaç kez yaralanır İnsan…” *
Etemenanki ‘nin **, benim için basit bir yapıt olmaktan başka anlamları vardı. Reenkarnasyona inanmadığımı iddia ediyordum fakat gizliden beni bu inanca bağlayan hislerim vardı. Ruhumun yeni olmadığını ve kadim uygarlık Babil’ e çekildiğini, hakkında bazı bilgiler okuduğumda yaşadığım heyecanın normal olmadığı düşündürüyordu…
En sevdiğim çiçeğin yetiştirilmesinde rastladığım bu uygarlık, gök bilimiyle de beni kendine aşık etmişti. Onunla da Babil sevdamın peşinde koşarken tanışmıştım. Meraklı, incelikli ruhu zekasıyla bir olunca ortaya keşfedilme heyecanı uyandıran bir insan çıkarmıştı. Tanışma anında bile onu çok uzun zamandır tanıdığımı düşünmüştüm…
Mezopotamya, büyüleyiciliğiyle bizi saatler süren sohbetlere teslim ediyordu. Bazen hararetli tartışmaların içinde soluk almadan fikrimizi savunuyor, bazen de bir kıyının sessizliğine kapılıp öylece duruyorduk. Ayrı ayrı fırtınaların ortak sakinliğiydik biraz. Sanatı hep değerliler listemizin başında tutuyorduk. Elbette iletişimimizin bu seviyeye gelmesi kısa sürede olmamıştı. Bazı zamanlarda birbirimizi kaybedip – ki konuşmasak da hep aynı yerde duruyorduk- tekrar bulduğumuzda zaman, kaldığı yerden akmaya devam ediyordu. Çok rastlanmayacak bir şeye sahiptik: Yaralarımız aynı yerden kabuk bağlamış, aynı yerden tekrar kanamış ve iyileşmeye yüz tutmuştu…
Ben, yeryüzünü paylaşan insanlar arasında en şanslı olanlarındandım. Yaşamımızın bedenlerden ibaret olmadığını, bir ruh uyumuna tutulduğumuzu anlayanlardan biriydim.
Bir uygarlığın; sanat, bilim, var oluş tarihi hakkında konuşmanın ruha iyi gelmesi, bizi birbirimize şifa kılıyordu. Uzun boylu oluşunun heybetine kattığı hava, gözlerinin parlayışında yakaladığım zarif yapısı, sesinden güven veren kelimelerin dökülmesi… zarif ruhunun en güzel yanlarıydı.
Biz; Babil’ in sokaklarında dolaşan, eski bir uygarlığı yakın eden, aynı dönemde yaratılmış, tanıdık melodilerde buluşmuş iki kadim ruhtuk. Zarafeti, bilgiyi, zekayı, sevmeyi, sevilmeyi, değeri ve varlığımızı yüceltmiştik.
Etemenanki; o “göklerin ve yerin tapınağı”, aynı yerden tutulduğumuz bu bağlılığın ruhumuzu güçlendiren yapısıydı. Biz; hayatı yeryüzünün başka bir toprağında yine, yeniden yaşıyorduk…
*Orçun OĞLAKCIOĞLU – Vefa şiirinden bir parça (derKi Mayıs 2026)
**Etemenanki: antik Babil kentinde Marduk'a adanan bir ziggurattır. Babil Kulesi'nin İncil'de anlatılan hikâyesine olası bir ilham kaynağı olarak gösterilmiştir.
Serap Şahin
1987 yılında Bolu’da doğdu. Dokuz Eylül üniversitesi Yerel Yönetimler ve Anadolu üniversitesi Kamu Yönetimi, Adalet bölümü mezunudur. Amas...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...