İnsan bazen zamanını değil, dikkatini kaybeder. Kaybolan dikkat ise insanı yavaş yavaş kendinden uzaklaştırır.
Aslında zamanın yok değil; sadece onu kime ve ne için verdiğin belirsiz.
Hayatımızın çoğu zaman “yeterince vakit yok” ya da “yetişemiyorum” dediğimiz bir hız içinde aktığını düşünürüz. Oysa çoğu zaman eksik olan ya da yetişemediğimiz şey zaman değil; farkındalıktır. Odağımızı neye verdiğimizin farkında değilsek, en değerli kaynağımızı da yönetmemiz zorlaşır.
Çok sevdiğim Stoacılara göre bilge insan, zamanını başkalarının beklentilerine, anlamsız uğraşlara ya da kontrol edemediği şeylere teslim etmez.
Çünkü bilir ki insanın hayatı, takvimlerde geçen yıllarla ya da saatlerle değil; dikkatini verdiği şeylerle şekillenir.
Neye uzun süre bakarsak ona dönüşür, neye emek verirsek onun izini taşırız. Bu yüzden hayatın gerçek zenginliği sahip olduklarımızda değil; zamanımızı neye adadığımızda, hangi anlamın peşinden yürüdüğümüzde ve yol boyunca kendimize ne kadar sadık kalabildiğimizdedir.
Belki de bu yüzden insanın kaybettiği ilk şey zaman değildir.
Önce dikkatini kaybeder.
Sonra önceliklerini.
Ardından neyin gerçekten önemli olduğunu...
Ve bir gün kendini sürekli meşgul ama derinden yorgun hisseder.
Çünkü insanı tüketen şey çoğu zaman zamanın azlığı değildir; kendinden uzaklaştığı yerlerde, kendini unutacak kadar uzun süre kalmasıdır.
İnsan bazen yıllarını kaybetmez. Sadece kendine ait olmayan hayatların içinde çok uzun süre oyalanır.
Önceliklerimizi doğru belirleyemediğimizde, istemediğimiz şeylere “evet” dediğimizde ve sınırlarımızı koruyamadığımızda zaman bizden sessizce uzaklaşır.
Oysa neyin gerçekten önemli olduğunu fark edip, neyin uğruna yaşamak istediğimizi hatırladığımızda ve zamanımızı koruyacak sınırlar çizebildiğimizde başka bir şey olur. Hayat yavaşlamaz; ama zaman yeniden bize ait olmaya başlar. Çünkü zaman aslında hiç eksik değildir; eksik olan çoğu zaman neyin gerçekten önemli olduğunu hatırlamak ve dikkatimizi oraya yöneltebilmektir.
Belki de insanın kendine verebileceği en büyük armağan, kendine ait olan zamanı yeniden hatırlamaktır. Çünkü zamanını koruyabilen insan, hayatını da korur.
İnsan dünyaya yalnızca zaman geçirmek için gelmez.
Bir şeyi sevmek, bir şeye anlam vermek, bir iz bırakmak, kendine olduğu kadar başkalarına da iyi gelmek, deneyimlerin hakkını vererek yaşayabilmek için gelir. Bu yüzden mesele kaç yıl yaşadığımız değil; bize verilmiş zamanı ne kadar gerçekten yaşayabildiğimizdir.
Yaşam günlerin toplamı değildir; dikkatini verdiğin anların derinliğidir.
“Bilge insan,
zamanının ondan koparılmasına izin vermemek için tüm zayıflıklarını aşıp,
zamanını kendisine ayırabilen seçkin insandır.”
Seneca
Sağlıcakla
Aynur Görmüş
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat 1976 İstanbul doğumluyum. Akademik eğitimimi Kocaeli üniversitesi’nde Biyomedikal bölümünü tamamlad...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...