Kuzey ışıklarının gökyüzünü neon yeşili ve mor sarmallarla boyadığı o büyülü gecelerden biriydi. İzlanda’nın ıssız bir düzlüğünde, soğuk rüzgârın uğultusu dışında sadece iki canlının nefesi duyuluyordu: Dev bir Friesian atı ve onun sadık gölgesi olan heybetli bir Wolfhound köpeği. Onların birkaç adım ötesinde, tripodunun arkasına eğilmiş, deklanşöre basmak için en doğru anı bekleyen bir adam vardı: Mateo.
Mateo, Latin Amerika’nın sıcak kanını damarlarında taşıyan, esmer tenli, sert ama çok etkileyici hatlara sahip bir adamdı. Ancak asıl çarpıcı olan, o esmer çehreye tezat oluşturan su yeşili gözleriydi. Bakışları, sanki okyanusun derinliklerindeki dinginliği taşıyordu. Dünyanın en varlıklı ailelerinden birinden gelmesine rağmen, servetini lüks malikanelerde değil; atı, köpeği ve kamerasıyla çıktığı bu doğa yolculuklarında harcıyordu. Onun zenginliği, pahalı saatlerde değil, ruhundaki bozulmamış sadelikte gizliydi.
O sırada, birkaç metre ötedeki karavanın kapısında Selin, üzerindeki kalın battaniyesiyle ayakta durmuş, bu güzel sahneyi zihnine kazıyordu.
Bir Türk kızı olarak, binlerce kilometre öteden gelip kalbinin bu sessiz adama neden bu kadar hızlı çarptığını bazen kendine bile açıklayamıyordu. Mateo’nun doğallığı, hayata karşı o yumuşak ama sarsılmaz duruşu Selin’i her geçen gün biraz daha içine çekiyordu.
Selin, telefonundan bir şarkı açtı. Soğuk havada buğulanan nefesiyle birlikte Yıldız Tilbe’nin o hüzünlü ve derin sesi geceye yayıldı:
"Nefesinde yüzeceğim yüzünün kıyısına vurdukça.
Sevdim yine seveceğim aşkın koynunda uyudukça."
Şarkının sözleri, kutup ışıklarının dansına eşlik ederken Mateo başını kaldırdı. Su yeşili gözleri Selin'inkilerle buluştu. Ne o büyük servet ne de dünyanın en güzel manzaraları, o an Selin için Mateo’nun bir gülüşü kadar kıymetli değildi. Mateo, kamerasını bırakıp köpeğinin başını okşadıktan sonra Selin’e doğru yavaşça yürüdü.
Selin'in yanına geldiğinde sadece şarkının ritmine değil, kalbinin atışına da uyum sağladı. Latin tutkusu ile kuzeyin sessizliğini birleştiren bu adam, Selin için artık bir yabancı değil, ömrü boyunca kıyısına vurmak istediği bir limandı. O an gökyüzündeki ışıklar sanki onların aşkını kutlar gibi daha da parladı. Mateo, elindeki kupayı nazikçe alıp bir kenara koydu ve Selin'in üşüyen ellerini kendi sıcak avuçlarının arasına aldı.
"Gel," dedi Mateo, sesi ılık esen bir meltemden daha yumuşaktı.
"Bu geceyi ölümsüzleştirelim."
Selin'i, atının ve köpeğinin yanına doğru yönlendirdi. Üçü, kuzey ışıklarının tam altında karla kaplı zeminde durdular. Mateo, kamerasını uzaktan kumandayla çalıştırmak için son ayarları yaparken, Selin elini atın yelesine, diğerini ise köpeğin yumuşak tüylerine dokundurdu. Mateo yanlarına döndüğünde, Selin’in gözlerinde pırıldayan o aşkı gördü. Bedenleri birbirine yaklaştı, omuzları yavaşça birbirine değdi.
Kuzeyin dondurucu soğuğunda bile içlerini ısıtan bir ateş yanmıştı o anda ikisinin de kalbinde.
Deklanşör sesi, o anı mühürledi.
Fotoğraf, kuzey ışıklarının yeşil ve mor sarmalları altında, karla kaplı uçsuz bucaksız bir düzlükte çekilmişti. Ortada, iri siyah atının yularını tutan, esmer tenli, su yeşili gözlü Mateo duruyordu. Üzerinde kalın, yünlü bir ceket vardı. Yanında, örgülü beyaz bir battaniyeye sarılmış, başını Mateo'nun omzuna yaslamış Selin duruyordu. Yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı, sanki sonsuza dek orada kalmak ister gibi. Atın diğer yanında, asil bir duruşla oturan büyük bir kurt köpeği vardı, bakışları kameraya dönüktü. Fonda, karavanlarının sıcak ışığı parlıyor, sahnenin huzurunu tamamlıyordu. Ön planda, fotoğrafı çeken kamera ve tripod görünüyordu. Bu fotoğraf, sadece bir anı değil, farklı dünyaların, farklı ruhların sonsuz bir aşkla birleştiği o büyülü anı yakalamıştı.
Mateo, makinenin ekranına baktığında, bu fotoğrafın sadece bir kare olmadığını, ömrü boyunca aradığı huzurun, aşkın ve ait olmanın bir kanıtı olduğunu biliyordu. Selin’e döndü, su yeşili gözleri şimdi kuzey ışıkları kadar parlaktı.
"Senin kıyına vurdum, Selin," diye fısıldadı. "Ve ben hep burada, seninle kalacağım."
Selin gülümsedi.
Aşkın koynunda uyumak için, Mateo'nun göğsünden başka hiçbir yere ihtiyacı yoktu.
SERPİL KAYA