Eskiden insanı
zaman uyandırırdı.
Güneş,
kuş sesi,
açlık ya da
bir kapının gıcırtısı.
Şimdi zaman bizi uyandırıyor.
Titreterek, seçtiğimizi sandığımız müziği çalarak, tekrarlayarak, sayarak, hatırlatarak.
Bileğimizde kalp atışlarımızı sayan bir saat, sanki kalp onun kalbi…
Kalbimizin ne istediğini sanki bizden önce biliyor.
Kaç adım attığımızı, kaç dakika derin uyuduğumuzu, uyurken kabus görüp görmediğimizi…
hangi saatte daha verimli bir insan olduğumuzu söylüyor.
Kalbimiz bazen hızlı atıyor, ya da atmadan izliyor güzel Dünyamızda yaşananları…
ama uygulamaya göre sorun yok.
Grafik düzgün.
Ne kadar su içmemiz gerektiğini,
Kaç adımda “iyi bir gün” sayılacağını,
Biraz daha yürümezsek
insanlıktan düşecekmişimiz gibi.
Eskiden aşk ya da psikolojik yorgunluk derdik bunlara.
Şimdi hedeften sapma.
Telefonumuz neye bakmamız
gerektiğini sürekli hatırlatıyor.
Gözümüzün içine sokuyor.
Birileri gizli gizli konuştuklarımızı dinliyor…
Bir şeyi merak etmeden önce
merak etmemiz gerekeni fısıldıyor.
Arama kutusuna yazmadan
cevap hazır bekliyor.
Eskiden insan kendini tartardı.
Hata ile sevap arasında.
Şimdi bizi ölçen var.
Dakika dakika.
Kalori kalori.
Duygular en alt katmanda.
Mutluysak şüpheliyiz.
Yorulduysak bahane üretiyoruzdur.
Duruyorsak,
kesin potansiyelimizi harcıyoruz.
Eskiden bilgelik susarak gelirdi.
Şimdi bildirimle.
Birileri buna mutlak “konfor alanı” diye bağırıyor.
Konfor dediğin şey
eskiden evdi,
bir ağaç gölgesiydi,
aldığın nefesti.
Şimdi geri kalmışlık
bir şeyleri kaçırıyormuş hissiyatı…
Günümüz planlı.
Haftamız hedefli.
Ayımız optimize edilmiş.
Hayatımız verimli.
Ama herkesin içinde
hâlâ ölçülemeyen bir boşluk var.
O boşluk ne adım sayıyor
ne kalori yakıyor
ne de başarı rozeti veriyor.
Eskiden insan kendini tartardı.
Niyetle, vicdanla, bazen dua ile.
Şimdi bizi tartan başkaları var.
Algoritmalar, sensörler, grafikler.
Kendi şarjımız ne olursa olsun
Her yerde şarj edilebilir bir akıla emanet etmişiz kendimizi..
Oysa durmak,
eskiden bir hâldi.
Bir eşikti.
Bazen boşluğa asılı kalmaktı zamansızca,
bazen sadece susmaktı.
Susmak,
bir şey eksiltmek değil,
fazlalıktan çekilmekti.
Şimdi sussak,
paylaşım yapmasak,
biraz uzaklaşsak
sistem bizi kayıp sayıyor.
Yakında gözlüklerimiz düşünecek yerimize.
Ne gördüğümüzü değil
neyi görmemiz gerektiğini söyleyecek.
Robotlar bakacak yaşlılığımıza.
İnsansı makineler,
insan olmaya çalışırken
biz insan kalmayı unutacağız belki.
Çünkü insan dediğin şey
her zaman ilerlemez.
Bazen geri döner.
Bazen uymaz planlarına.
Bazen hiçbir şey yapmadan
bir şey olur.
Bunu ölçemezsiniz.
Yanlış zamanda
doğru yerde durmayı.
Belki de asıl sorun
yapay zekânın aklı değil.
Asıl sorun,
insanın kendini
Algoritmalara sığdırmaya
razı gelmesi.
Ve hâlâ,
hiçbir algoritmanın bilmediği bir şey var;
İnsan,
bir yere varmak için yaratılmadı sadece.
Bazen bir kapının önünde durur.
Açmaz.
Zorlamaz.
Ne içeri girer
ne geri döner.
Eşik dediğin şey,
adım atmak için değil,
hatırlamak içindir.
İnsan,
her gün daha iyi olmak zorunda değildir.
Bazen sadece
olmak yeter.
Orçun Oğlakcıoğlu
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’de doğmuştur. Lise öğrenimini Denizli Anadolu Lisesi’nde, üniversite eğitimini ise Orta Doğu Teknik...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...