Eskiyen Yıl mı, Yoksa Bizler miyiz?
Zamanın akıp gidişine karşı duyulan o ince sızı, her yılsonu yaklaştığında kalbimizin kapısını biraz daha sert çalar. Elimizde bir takvim, dilimizde "Zaman ne çabuk geçiyor" nakaratı... Peki, gerçekten eskiyen o rakamlar mı, yoksa her geçen gün hatıralar heybemize yeni yükler ekleyen bizler miyiz?
İşte bu sorunun izinde, geçmişin tozlu raflarında kısa bir yolculuk.
Eskiyen Yıl mı, Yoksa Eskiyen Bizler miyiz?
Her yeni yıl, bir öncekinin mirasını devralırken aslında bize kocaman bir ayna tutar. Takvimden kopan her yaprak, sadece bir günü değil; bir gülüşü, bir hayal kırıklığını ya da yarım kalmış bir fincan kahvenin buğusunu da alıp götürür. Biz "yıl eskiyor" derken aslında kendi çocukluğumuzdan, gençliğimizden ve o saf heyecanlarımızdan bir parçanın daha uzaklaştığını hissederiz.
Aslında zaman, kendi içinde hep aynı ritimle akar. Eskiyen zaman değil, o zamanın içine sığdırdığımız biziz.
Hafızanın Siyah-Beyaz Fotoğrafları
Nostalji, sadece geçmişe duyulan bir özlem değil; ruhun eskiyen parçalarını bir araya getirme çabasıdır.
Eski bir mahalle bakkalının kokusu,
Çizik bir plaktan yükselen o cızırtılı melodi,
Analog bir makineyle çekilmiş, tab edilmeyi bekleyen o heyecan dolu kareler...
Tüm bunlar, zamanın bizi hızla sürüklediği bu dijital çağda, "dur" diyebildiğimiz küçük limanlardır. Nostalji kokan her anı, bizi "biz" yapan o köklere bağlar.
Eskimek, her zaman tükenmek anlamına gelmez. Tıpkı 1950'lerden kalma klasik bir otomobilin her geçen yıl daha da değerlenmesi ya da eski bir kütüphanedeki kitap kokusunun yeni baskılarda bulunamaması gibi; insan da yaşadıkça "eskimiyor", aslında olgunlaşıyor.
"İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar."
Yıllar geçtikçe çizgilerimiz derinleşiyor olabilir, saçlarımıza aklar düşebilir; ancak bu fiziksel değişim, ruhumuzdaki kütüphanenin zenginleşmesinden başka bir şey değildir. Biz eksilmiyoruz; aksine anılarla, tecrübelerle ve sevgiyle çoğalıyoruz.
Eskiyen yılın ardından hüzünlenmek yerine, o yılın bize kattığı hikâyelere bakmalı. Belki bir dost kazandık, belki bir kitabı ilk kez keşfetmenin heyecanını yaşadık, belki de sadece sessizce kendimizi dinlemeyi öğrendik.
Zaman akıp giderken geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz o "nostalji" manzarası, aslında yaşadığımızın en büyük kanıtıdır. Takvimler neyi gösterirse göstersin, ruhunuzdaki o taze heyecanı ve geçmişin zarafetini hiç kaybetmemeniz dileğiyle.
Nice mutlu yıllara sağlık ve huzurla
Kadir KOLTUK
...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...